10. Sınıf Biyoloji Ödevi: Hormon Nedir? Hormon Kullanımının Çevreye Zararları

HORMONLAR HAKKINDA ÖZETLENMİŞ GENEL BİLGİLER

Günümüzde büyümeyi düzenleyiciler; kısaca hormonlar da dediğimiz bileşikler bitkilerdeki büyüme ve gelişme olaylarını yönlendiren, çok düşük yoğunluklarda dahi etkili olabilen ve bitkilerde sentezlenerek taşınabilen organik maddelerdir

Bitkilerde doğal olarak bulunan hormonlara ve sentetik benzerlerine bitki büyüme maddeleri veya bitki gelişim düzenleyicileri denilmektedir Buna karşın, hormon terimi sadece bitkilerde doğal olarak bulunanlar için kullanılmıştır Bitkilerde ve özellikle sebze tarımında çok değişik amaçlarda kullanılmaktadır

Hormon kullanımın tohumların erken çimlenmesinden, fidelerin, çeliklerin erken ve daha güçlü köklendirilmelerinden başka, sebzelerde çiçeklenme, meyve tutumu veya seyreltilmesi, meyve iriliği sağlanması, meyve olgunlaşması, erkencilik sağlaması gibi durumlar üreticiyi memnun etmekle birlikte hormon kullanımını daha fazla teşvik etmektedir

Özellikle örtüaltı sebzeciliğinde bitkilerin düşük sıcaklıklar neticesinde meyve bağlayamamaları, döllenmenin sağlanamaması nedeniyle hormon uygulanması ile yeterli ürün alınabilmekte, meyve tutumu sağlanabilmektedir Hormonlar pek çok üreticimiz tarafından dünya standartları gözetilmeden ve teknik elemanlara danışılmadan çok sayıda ve yüksek dozda kullanılmaktadır

Üretici ne kadar yüksek dozda kullanır ve ne kadar çok sayıda uygulama yaparsa o kadar iyi sonuç alacağı inancındadır Bugüne kadar bazı üreticileri bu düşünceden caydırmak mümkün olmamıştır Oysa bu fazla uygulamaların insan sağlığına verdiği zararlar yanında, meyve kalitesini bozduğu, verimi arttırmak yerine azalttığı da bir gerçektir

Hormon uygulamaları ile meydana gelen zararlar 3 şekilde sınıflandırılabilir

1-Hormonlu meyve ve sebzeleri tüketen insan ve havyanlar da olan zararlar;
Aşırı hormonlu meyve, sebze ve et süt gibi hayvansal ürünleri tüketen kişilerin çeşitli hastalıklara (kanser gibi) yakalanma riskleri yükselir İnsan sağlığını ve metabolizmasını olumuz yönde etkiler

2-Hormon satan veya kullananlarda ağız, deri ve solunum yoluyla oluşabilecek zararlar;
Kullanımda ve satımda hormonların, usulüne uygun hareket edilmemesi sağlık yönünden sakıncalıdır Bu şekilde biriken kalıntılar sağlımızı tehdit etmektedir Belirli bir süre sonra zararlı etkilerini göstermektedir

3-İmalat esnasında oluşan atıkların, hormonlu gıda kalıntılarının çevreye verdiği zararlar;
İmalatta kurallara uyulmalı, atıklar usülune uygun olarak imha edilmelidir Atıkların uygun imha edilmemesi sonucunda ekolojik denge bozulur, çevre kirliliği doğar

Son yıllarda yazılı basında ve görüntülü yayınlarda aşırı hormonlu ürünlerin insan sağlığına verdiği zararlar halkımızın bilinçlenmesinde büyük ölçüde katkıda bulunmuştur Bu bilinçlenme sonucu marketlerde ve pazarlarda “Arılı Domates” ibaresini taşıyan hormonsuz üretim etiketini görmekteyiz

Dünyada gelişmiş ülkelerde aşırı kimyasal madde (hormon ilaç gübre v s ) kullanımından kaçınılmakta, belirli bir standardı taşımayan ürünlerin ithal veya ihraç imkanı bulunmamaktadır
Hormonsuz ürünün fiyatı, hormonlu üründen daha yüksek olmasına rağmen sağlıklı olması nedeniyle talep görmektedir

Bir başka yönüyle günümüzde kimyasal maddelerin aşırı ve hatalı kullanımı sonucu olarak da “Organik Tarım” üretimi güncel hale gelmiş olup, üreticimizler bu yönde bilgilendirilmelidir

Hormonun tümüyle zararlı olduğu söylenemez, hormonlar bitki bünyesinde olağan olarak bulunurlar Uygun dozda gerekli sayıda uygulamalarla kullanılırsa daha kaliteli ve daha fazla ürün elde edilebilir Asıl dikkat edilmesi gereken hormon kullanımın bilinçli yapılması, Tarım Bakanlığı teknik elemanları ve bu konuda uzman kişilerle işbirliği içinde olunmasıdır

HORMONLAR KONUSU: DETAYLI ANLATIM

HORMONLAR
Bir iç salgı bezi tarafından salgılanan ya da bir doku tarafından üretilen doğrudan doğruya
kana geçen ve bir organın işleyişi üzerinde özgün bir fizyolojik etki gösteren maddeye
hormon denir.

Spesifik endokrin bezlerde üretilen, çok küçük konsantrasyonlarda kana bırakılan ve
kendisine özgü reseptörleri bulunduran organ ve dokularda spesifik reaksiyonlara yol açan
maddelerdir.

Hormonlar, özelleşmiş bezlerde üretilmeyip tek tek hücrelerde üretiliyorlarsa doku hormonları
veya hücre hormonları adını alırlar.

Hormon kelimesi Yunanca'daki "hormao" (tahrik etmek, göndermek) sözcüğünden
gelmektedir. Hormonlar, vücudumuzdaki salgı bezleri veya dokularca üretilen kimyasal
maddelerdir. Bunlar hormonları kan dolaşımına salgılamaktadır. Bunların işlevi, hücreler ile
organlar arasında bilgi iletmektir. Hormonlar bu yüzden "haberciler" olarak betimlenmektedir.

Hormonların vücudumuzdaki salgı bezlerinden salgılanarak kana karışan ve böylece uzak
organlarda etkisini gösteren protein yapısındaki maddelerdir.
Hormonlar gelişme,büyüme,üreme,tansiyon,vücut ısısı,beyin,bağırsak ve diğer organların
çalışmasını sağlar, canlının iç dengesinin korunması ile ilgili birçok fizyolojik etkinliği
düzenler.

Hormon ve hormon benzerleri bitkilerde, hayvanlarda verimi arttırmak için kullanılır.
Hormonlar etkilerini protein sentezini arttırarak gerçekleştirirler.Hormonların bazıları zararlı
olduğu için kullanımlarına izin verilmemektedir.

Hormonlar üç bölüme ayrılır.Bunlar;

Setroid hormonlar

Proteo hormonlar

Hormona benzer sentetik maddelerdir.

Hormon salgılamasının az ya da çok oluşu, hipofiz,tiroid,paratiroid,böbrek üstü bezi,over ve
testis gibi organların sağlıklı görev yapamamasına neden olur.

Aynı zamanda şekerhastalığı,miksodem,konjentinal cücelik,kısırlık gibi hastalıklara yol açar.
İnsan vücudunun en karmaşık işlevleri hormon sisteminin denetimindedir. İç salgı bezlerinin
ürettiği hormonlar, metabolizma, doğurganlık, cinsel aktivite, büyüme, uyku düzeni, su ve tuz
dengesi, vücudun kimyasal ahengi gibi insan sağlığının kilit noktalarında görev alırlar.

Hormonlar, biyolojik olarak protein, peptid ve steroid olarak adlandırılan yapı taşlarından
oluşuyorlar. Kanda, dolaşım sistemi vasıtasıyla taşınıyor ve vücudun tepeden tırnağa tüm
bölümlerinde etki gösteriyorlar. Başlıca iç salgı bezleri: Hipofiz bezi, tiroid, paratiroid, böbrek
üstü bezleri, pankreas ve yumurtalıklar. Karaciğer, böbrek, beyin gibi hayati organlarsa,
hormonların aktivitesinin artışında, salgılanmasında veya vücut tarafından parçalanıp
metabolize edilmesinde rol alıyor.

Hormon bezlerinin oluşturduğu endokrin sistemi, sinir
sistemi ile beraber vücudun Internet ağı gibidir. Pankreasın salgısından karaciğerin haberdar
olmasını veya yumurtalıklar ile beyin arasındaki iletişimi hormonlar yani endokrin sistem
organize eder. Hormonlardaki en ufak bir aksaklıksa insan sağlığını bozar. Metabolizmayı
olumsuz etkiler, mesela seks hormonlarındaki düzensizlikler insanların cinsel yaşamlarını
perişan edebilir.

Hormon hastalıklarının iyi tarafı, kimi kanser türleri gibi öldürücü
olmamalarıdır. Kötü tarafıysa, doğru tedavi edilmedikleri takdirde, etkilenen kişilere hayat
boyu çektirmeleridir. Hormon hastalıklarının anlaşılması zordur. Örneğin yumurtalıklardaki
kistler sivilcelere neden olabilir.

Veya guatr saç dökülmesine yol açabilir. Birbirleriyle alakasız
gözüken bu tip bağlantıları ancak endokrinoloji uzmanları çözebilirler. Bu çözümde güvenilir
bir hormon laboratuvarının rolü ise tartışılmaz. Bilim adamları her yıl birçok yeni hormonu
keşfediyorlar. Bunlardan sağlığı geliştirici olanlar, ilaç olarak insanların hizmetine sunuluyor.

Doping yapanlar, hormonlu besin veya hayvan yetiştirenler bu bilimsel gelişmeleri kendi
çıkarları için kötüye kullanıyorlar.
Hormon değişikliklerinden etkilenmemek için öncelikle fazla kilo almaktan kaçınmak, hormon
içeren veya hormonlarla etkileşen ilaçları bilinçsizce kullanmamak ve sağlıklı beslenmek
gerekir.

Adet düzensizliği, sivilce, kıllanma gibi sorunlara yol açan polikistik over hastalığını,
ailesinde şeker hastalığı olan veya vücudunda yağ oranı yüksek olan kadınlarda görüyoruz.
Besin sektörünün bilinçli ve sürekli reklam ve promosyonlarla bize ve çocuklarımıza
tükettirmeye özendirdiği yağlı ve yüksek kalorili yiyeceklere direnç göstermeliyiz. Beslenme,
tarihin topluma kazandırdığı kültürel ve sosyal bir olay. Besin alışkanlıklarımızın sağlıklı
olması için bu konuda bilinçlenmek şart.

Endokrin veya nöroendokrin hücre grupları tarafından yapılıp kanla çeşitli organ ve dokulara
götürülerek bunların yapı ve fonksiyonlarını vücudun ihtiyacına göre değiştiren kimyasal
maddelerdir.

BİTKİLERDE HORMON

Büyüme düzenleyici maddelerin kapsamına,bitkide doğal olarak oluşan hormonlar ve bitkiye
dışarıdan verilen yapay bitki büyüme maddeleri girmektedir. Bitkisel hormonlarla ilgili bir çok
kitapta bitki hormonu şu şekilde tanımlanmıştır.

Doğal olarak bitkilerde oluşturulan büyümeve buna bağlı olarak diğer fizyolojik etkinlikleri kontrol eden, oluştuğu yerden bitkilerin diğer
kısımlarına taşınabilen ve oralarda da etkin olabilen, çok az dozlarda dahi etkisini
gösterebilen maddelere “Hormon” denir.

Bitki hormonları bitki içerisinde çok küçük miktarlarda üretilen, üretildiği dokudan başka
dokulara taşınan, taşındığı dokunun gelişimi ve değişimi üzerinde etkili olan organik
maddelerdir. Dolayısıyla bir bitkinin her dokusu, miktarı değişmekle birlikte çeşitli hormonları
içermektedir.

Bitki içerisinde üretilen bu hormonlar 5 grupta toplanmaktadır

Bunlar;

1. Oksinler: Tarımda meyve tutumu, meyve seyreltmesi, meyve dökümünün önlenmesi, bitki
çeliklerinin köklenmesinin teşviki amacıyla kullanılmaktadır. Çok yüksek dozlarda herbisit
etkisi göstermektedir. Oksinler, herbisit olarak en çok buğdayda ve mısırda geniş yapraklı
otlara,karşı,kullanılmaktadır.

2. Gibberellinler: Meyve tutumu, tohumların çimlendirilmesi ve bitki gelişimini teşvik gibi
amaçlarla kullanılmaktadır. Bitki içerisinde doğal olarak bulunmasına rağmen, yapay olarak
Giberella fujikuroi mantarından da elde edilmektedir.

3. Sitokininler: Meyve kalitesini arttırmak amacıyla çok nadir olarak kullanılmaktadır. Yapay
sitokininlerin çok pahalı olması yaygın kullanımını sınırlandırmaktadır.

4. Absizik Asit: Bitkilerin gelişmesini yavaşlatıcı, stomaların açılıp kapanmasını düzenleyici
etkilere sahiptir. Özellikle stres altında bulunan bitkilerde yüksek miktarlarda üretilmektedir.
Pratikte tarımda kullanımı söz konusu değildir.

5. Etilen: Bitkilerde doğal olarak üretilen gaz halindeki bir olgunlaştırma hormonudur.
Özellikle yeşil muzların olgunlaştırılması ve sarartılması, yeme olumunda ve fakat yeşil
olarak derilen mandarin ve limon gibi bazı turunçgillerin kabuklarının sarartılması için
kullanılmaktadır. Kullanılan etilenin kaynağı direk etilen veya asetilen gazı olduğu gibi bazı
etilen üreten kimyasallar da olmaktadır.

Bitki içerisinde üretilen bu hormonlardan oksinler, sitokininler ve etilen kimya sanayinin
yardımıyla yapay olarak üretilebilmektedir.

Bu maddeler, etilen hariç kimyasal yapı olarakbitkisel doğal hormonlarla aynı olmamakla birlikte, bitkilerde kullanıldığında doğal hormonlara
benzer veya aynı etkileri oluşturmaktadır.

Bu maddeler doğal hormonların bitkilerden
saflaştırılması güç ve zahmetli olması nedeniyle yapay olarak üretilmektedir.
Bitki bünyesinde bulunan bu doğal bileşiklerin yanında bu bileşiklerin kimyasal yapılarına az
veya çok benzeyen sentetik bileşiklerde yapılmış ve hormon etkilerinin olup olmadığı
araştırılmıştır. Bunlardan birçoğunun bitkide doğal bulunanlardan çok daha aktif oldukları,
yani çok daha az kullanıldıklarında benzer etkiler oluşturdukları belirlenmiştir.

Bitkibünyesinde bulunmayan bu tip bileşiklerin doğal hormonlarla karıştırılmamaları gerekir.
Bitkide mevcut olmadığı halde çok düşük miktarlarda hormon etkisini gösteren bu maddelere
sentetik hormon adı verilmektedir

. Kavram kargaşasını önlemek amacıyla bitkide hormon
etkili tüm maddelere bitki büyüme düzenleyicisi denmektedir.

Hormonlar başlangıçta yalnız tohumların çimlenmesinde, meyve, fidan ve çeliklerin
köklendirilmesinde kullanılmıştır. Daha sonra tohumdan hasata kadar geçen devrede verim
artışı, ürün kalitesinin yükseltilmesi ve bitkilerin hastalık ve zararlılara karşı dayanıklılığın
arttırılması amacıyla ülkemizde ve tüm dünya ülkelerinde kullanılmaya başlanmıştır. Ancak
dikkat edilmesi gereken husus diğer kimyasallarda olduğu gibi BGD ‘lerin de yazılı olan
tavsiyeye uygun olarak kullanılması gerekmektedir.

BGD (Hormon) Nedir?

Doğal olarak bitkilerde oluşan, büyüme ile buna bağlı diğer fizyolojik hareketleri kontrol eden
ve oluştukları yerden bitkinin başka yerlerine taşınabilen, çok az miktarda bile etkilerini
gösterebilen organik maddelere “Bitki Gelişimini Düzenleyiciler (BGD) veya Bitkisel
Hormonlar" adı verilir.

BGD' ler, bitki bünyesinde üretildikleri gibi, sentetik olarak da elde edilebilirler. Bir kısmı,
bitkilerde uyarıcı veya teşvik edici etki gösteren BGD' lerin, bir kısmı da, büyümeyi kısıtlayıcı
veya yavaşlatıcı, hatta durdurucu etki gösterirler.

Gelişmeyi teşvik edici ve engelleyici
maddeleri birbirinden kesin sınırlarla ayırmak pek mümkün değildir. Çünkü BGD'ler, bitki
büyümesinin değişik devrelerinde ve değişik bitki organlarına değişik konsantrasyonlarda
uygulandıklarında farklı etkiler gösterebilir.

Bitki Gelişimini Düzenleyiciler'in (BGD) varlığına ilişkin ilk bilgiler 19. yüzyılın sonlarına
dayanmaktadır. Bu dönemde, 40-50 yıllık süre içinde, bitki fizyolojisi konularında yapıları
çalışmalar, BGD' lerin bitki büyüme ve gelişmesindeki rollerini ortaya koymuştur.

Bu
çalışmaların sonuçlarına göre, BGD'lerin bitkisel üretimde kullanılması verimi artırmakta,
üründe kaliteyi yükseltmekte ve daha iyi depolama imkanları sağlayarak, ürünlerin ihracat
şansını artırmaktadır. Gereğinden fazla kullanılmaları halinde ise, bitkilerin gelişmesini
olumsuz yönde etkilemektedir.

HORMONLAR VE YAŞAM

Vücudumuz birçok bezden oluşur. Biz farkına varmasak da bu bezler çalışır. Biz yaşamsal
faaliyetlerimizi sürdürebilmemiz için hormonlara ihtiyaç duyarız.

İnsanlar korkmak heyecanlanmak ve sevinmek gibi duygularını yaşarken hormonlara ihtiyaç
duyar. Bir insanın içinde hormon yoksa o insan yaşayamaz. Hormonlar göründüğü gibi
yaşama bizi hazırlayan savunuculardır.

Testosteron ve kortizon gibi hormonlar, bilgi aktarımını sağlayan 'ileti' maddeleridir.
Vücudumuzdaki çeşitli bezlerden salgılanan bu hormonlar, kan dolaşımı aracılığıyla
organlara ulaşır ve orada biyokimyasal reaksiyonlar oluşturur.

Örneğin; stres gibi! Buyaşlarda vücudunuz yeterli miktarda hormon salgılayabiliyor. Ancak 30 yaşını geçtikden
sonra hormon salgılanmasında azalma görülüyor! Bunun sonucunda stres katsayısı artıyor
ve vücudunuz serbest radikallere karşı etkin bir koruma sağlayamıyor30'lu yaşlardan itibaren
vücudumuz bir yandan serbest radikallerle baş etmeye çalışırken, diğer yandan yavaş yavaş
başka bir olumsuzluk ortaya çıkıyor; hormon seviyesinin düşmesi! Bu yaşlarda,
vücudumuzdaki çeşitli bezlerden salgılanan ve etkilerini çeşitli organlarla, sistemler üzerinde
gösteren hormonlarımız, 30 yaşından sonra azalmaya başlıyor. Bu hormonlardan en
önemlisi, 'büyüme hormonu'. Büyüme hormonunun azalması, diğer hormonların da
azalmasına ve organların iyi çalışamamasına neden oluyor.

Ancak azalan hormonları yerine
koymak için hemen hormon takviyesi gerekmiyor, çünkü uzun süreli hormon kullanımlarının
sonuçları hakkında hala net bilgiler yok.

Bu nedenle öncelikle doğal yöntemleri
denemelisiniz. Örneğin; bazı günler akşam yemeklerini atlayarak, kas çalışmaları yaparak,
ideal kilonuza ulaşarak, belirli bazı besinler ve vitamin takviyelerine öncelik vererek büyüme
hormonunun seviyesini artırabilirsiniz.

BÜYÜME HORMONU TEDAVİSİ

Çocuğunuz düzenli olarak boy ve kilo açısından değerlendirilecektir. Ayrıca özel olarak
tasarlanmış bir alet ile topuk ve diz arası mesafe ölçülecektir. Bunun yanında kol çevresi ve
yağ kalınlığı da ölçülebilir.

Bu testler doktora kas kütlesinin yıllık büyüme miktarı konusunda
bir fikir verir. Bunların dışında tedavinin çocuğunuza uygunluğu açışından kan basıncının da
ölçülmesi gerekir. Her kontrol seansında kan örnekleri alınacaktır. Bunlar çocuğunuzun
Büyüme Hormonu tedavisini tolere edip edemediğini anlamak için gereklidir. Daha spesifik
olarak kan sayımı, tiroid bezi fonksiyonları ve karbonhidrat metabolizmasına yönelik
incelemeler yapılacaktır. Çocuklar büyüdükçe kemik kütlesi ve oranı arttığından tedaviye
başlamadan önce ve sonra yılda bir kere kemik yaşının saptanması için sol el radyografisi
çekilecektir.

Tedavi sırasında çocuğunuzun hastalıklara yatkınlığı, tedavi öncesi dönemden farklı
olmayacaktır. Soğuk algınlığı, grip ve benzeri diğer hastalıklarda Büyüme Hormonu tedavisi
etkilenmeyecektir. Örneğin tatillerde olabileceği gibi tedaviye birkaç gün ara verildiğinde
herhangi bir sorun ortaya çıkmaz. Çocuğunuzda yoksunluk belirtileri ya da başka etkiler
görülmez. Fakat tedavi süresi boyunca ara vermeler çok sık tekrarlanırsa uzun dönemde
büyüme sonuçlarının ideal olmasını da beklememelisiniz.

Tedavinin başlangıcından itibaren beklentileri gerçekçi boyutlarda tutmak gerekir.
Unutmayın: Tedavi süresi bir çocuğun normal büyüme süresi kadardır.Çocuğunuza destek
ve yardımcı olmak için pek çok şey yapabilirisiniz. Spor gibi bir dizi etkinlikte yer alması
teşvik edilen çocukların büyük çoğunluğunun bu konuda en az arkadaşları kadar yetenekli
olduklarını keşfetmelerine yardımcı olacaktır. Bu tür etkinlikler çocuğunuzun kendine
güvenini arttırdığı gibi zor dönemler için onu daha güçlü kılacaktır. Tedavi süresince
çocuğunuz zaman zaman tedaviye direnç gösterebilir. Bu normaldir. Çocuklar ilaç kullanmayı
sevmezler. Hızlı sonuç elde etmeyi beklerler. Bundan dolayı çocuğunuzla tedavinin süresi ve
sonunda elde edecekleri hakkında konuşmak faydalı olacaktır. Yapabileceğiniz en iyi şey
çocuğunuza kabul edildiğini, kendisine saygı duyulduğunu ve sevildiğini hissettirmenizdir.

HORMONLARIN İNSANLAR ÜZERİNE ETKİLERİ

Vücudumuzda değişik özelliklerde hormonlar salgılayan onlarca bez bulunmaktadır. Tüm
bu bezler biz hiç farkında olmadan bizi hayata hazırlamak ve hayatımızı sürdürmek için
çalışırlar. Bebeklik ve ergenlik dönemlerinde, kadınların hamilelik dönemlerinde bu
hormonlar daha çok önem taşımaktadır.

Korkmak, heyecanlanmak gibi değişik insanî duygularımızda bile hormonlar, vücudumuzun
bu gibi durumlara hazır hale gelmesi için yardımcı olurlar. Metabolik faaliyetlerimizi
düzenleyerek, bizleri değişik hastalıklara karşı da koruyan, bu bezlerden salgılanan
salgılar, sağlıklı bir hayat sürdürebilmek için oldukça önemlidir.

Hormonlar vücudumuzun gizli patronlarıdır. Boyumuz, ağırlığımız gibi dış görünüşümüzde,
ruhsal dengemizde, fiziksel aktivitelerimizde, organlarımızın çalışmasında etkileri büyüktür.
Sağlıklı bir insanda, doğumdan itibaren gerekli bütün hormonlar, gerektiği zamanlarda,
gerektiği miktarlarda salgılanarak vücudun gelişmesi ve tüm fonksiyonların normal
çalışması sağlanmaktadır. Ancak, tabii hâlinde iken normal bir şekilde çalışan bu
mekanizmaya, beslenme alışkanlıkları başta olmak üzere dışarıdan, farklı ve vücuda zararlı
müdahaleler yapıldığında sistem bozulabilmektedir. Vücudumuzda var olan herhangi bir
hormonun yokluğunda, eksikliğinde veya fazlalığında hayatımızı normal bir şekilde idame
ettirmemiz oldukça zordur.

20.yüzyılın başlarından itibaren ;

İnsanlar daha az toprak kullanarak, daha az emek ve para harcayarak daha çok ürün elde
edebilmenin yollarını aradılar. Canlıların ve tohumların. genetiği ile oynayarak, değişik
kimyasal, sentetik gübreler ve ilaçlar kullanarak, özellikle çocukların gelişiminde önemli bir
yeri olduğunu bildiğimiz hormonlardan yararlanarak sonuca da ulaştılar.
Hormonlar tarım ve hayvancılıkta, doğal sürece müdahale edildiği için az zamanda daha
çok mal üretimini, ürünlerin daha canlı ve güzel görünmesini sağlamak ve her zaman ürün
sahibi olabilmek için kullanılmaktadır.

Hormon kullanılarak üretilen bitki ve etler, sürekli tüketildiği zaman vücuttaki hormon
dengesi bozulabilmekte ve bunun sonucunda bir çok hastalıklar ortaya çıkabilmektedir.
Vücudun bağışıklık sisteminin bozulması, şişme ve yağlanma gibi durumlar, bazı
vitaminlerin kullanılamaması, hücrelerin zayıflayarak kanser hastalığına yol açılması gibi
durumlar bu çerçevede sayılabilir.

Özellikle seralarda, ürünlerin aşı tutması ve hızlı yetişmesi için kullanılan hormonların çok
büyük bir kısmı yığınla döviz ödenerek ithal edilmektedir. Aslında kimi çiftçilerimizin insan
sağlığını göz ardı ederek, daha fazla ürün elde edebilmek için hormonlara başvurmaları
kendilerine de zarar vermektedir. Bir kere, sahip oldukları topraklar kirlenmektedir. İkinci
olarak, halkın bu konuda bilinçlenmesi sonucunda bu ürünlere talep azalmakta ve fiyatlar
düşmektedir.

Peki biz, özellikle çocuklarımızın gelişimini son derece olumsuz etkileyebilecek olan bu
durumlarda ne yapmalıyız? Bir kere hormonlu ürünlerden mümkün mertebe kaçınmalıyız.
Dış görünüşlerinden tespiti zor olsa da mesela çekirdeksiz, içi vıcık vıcık olan domatesler,
içi süngerimsi olan çekirdeksiz patlıcanlar, keza çekirdeksiz kabaklar gibi sebzeler ile
çekirdeksiz üzüm ve elma gibi tabii görünümü bozuk meyvelerden uzak durmalıyız. Ayrıca
hormonlar, buğday, arpa, yulaf, çavdar ve çeltik gibi hububatlarda da hasatı kolaylaştırmak
için kullanılabilmektedir.

Tarım Bakanlığımız, batılı ülkelerdeki muadilleri gibi kendi halkının sağlığını düşünmeli ve
bazı ülkelerde olduğu gibi topraklarımız daha fazla kirlenmeden, hormon ve diğer zirai
ilaçların kullanımı sınırlandırılmalı hatta hepten ortadan kaldırılmalıdır.
Birkaç yıl önce Almanya’nın Türkiye’den kurtlu elma talep ettiği gazetelere yansıyınca,
milletçe şaşırmış ve kurtlu elmanın hiçbir ilaç bulaşmamış, sağlıklı elma olduğunu
öğrenmiştik.

Gelişmiş ülkeler sağlığa zararlı gıdalardan hızla uzaklaşmaya çalışıyor. Bundan 10 yıl
önce, genetik biliminin erdemlerinden bahsederken şimdi ihtiyatla yaklaşıyor, (en azından
kendi ülkelerinde) hormon kullanımını terk ediyor, üstelik ithal ettikleri ürünlere de sıkı
denetim getiriyorlar.

Bütün bu olumsuzlukların çaresi ise oldukça kolay. Çare, adına ekolojik tarım dedikleri
tabiata uygun tarım. Ekolojik tarım, tabiatta hormon kullanımı gibi hatalı uygulamalar
sonucu kaybolan doğal dengeyi korumaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim
sistemlerini içeriyor.

Esas itibariyle, sentetik kimyasal ilaçlar ve gübrelerin kullanılmasının
yasaklanması yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe ile toprağın muhafazası,
bitkinin direncinin artırılması ve parazitlerden yararlanma gibi yöntemlerle üretimde miktar
değil kalite artışını amaçlayan üretim şeklidir. Özetle çare dedelerimizin yöntemindedir.
Son olarak, ülkemizde son yıllarda bazı bölgelerimizde, tamamen tabii yöntemlerle ekolojik
tarım yapılmaya başlanıldığını ve üretilen 200 bin tonu aşkın meyve ve sebzenin tümüyle
Avrupa ülkelerine ihraç edildiğini de dikkatlere sunalım.

Hormonlu gıdalar nasıl anlaşılır?

"Domates çekirdeksiz ve içi vıcık vıcıksa, patlıcan içi süngerimsi ve çekirdeksizse, kabak
çekirdeksizse, biber aşırı büyük ve etliyse, çekirdek evi boş, etli kısmı sertse, patates
şekilsiz ve patates yumruları yapışıksa, içinde kararmalar varsa, karpuz çekirdek yerleri
boşsa hormonlu olduğu anlamına geliyor.

Gıdadaki hormon ve katkı maddeleri nelerdir?

15 bin çeşidi aşkın katkı maddesi ve hormon bulunuyor. Asesülfam K, Kafein, Aspartam,
Antioksidan, Olestra, yapay renk maddeleri, Nitrit ve Nitratlar, yüzlerce ürüne uygulanan
katkı maddelerinin başında yer alıyor.

Hazır gıdalardan dondurmalara, çikolatadan gofrete,
dondurulmuş ürünlerden konserve balıklara kadar binlerce gıdaya katkı maddesi konuluyor.
Hormon ve Katkı maddelerinin yanlış kullanımı ve zararsız limitlerin üzerine çıkılması, kalp
hastalıklarından kansere, cilt hastalıklarından sindirim bozukluklarına kadar tüyleri diken
diken eden hastalıkların yanısıra, uykusuzluk, kaşıntı, mide bulantısı, sinirlilik ve alerjiye yol
açabiliyor. Katkı maddelerinin kullanılmasında uyulacak kurallar belli. Buna göre;

• Katkı maddelerinin sağlığa zararlı olmadığı kanıtlanmış Türk Gıda Kodeksi Listesi’nden
seçilmiş olması,
• Zararsız olsa bile belirtilen miktardan daha fazla kullanılmaması,
• Sağlığa olan etkisi kesin olarak belirlenmiş katkı maddeleri arasından seçilmesi,
• Özellikle hasta ve çocukların gıdalarında katkı maddesi kullanılmaması,
• Katkı maddesinin, katıldığı gıdanın bozukluğunu saklamaması, gıdaların doğal ve
besleyici özelliklerini bozmaması,
• Ambalajda adı ve miktarının açık bir şekilde yazılması gerekiyor.

Katkı Maddelerinin Ve Hormonların Zararlarından Kaçınmak İçin !

* Yiyecekler görünüşlerine göre değil, besleyici özelliklerine göre seçilmesi,
* Kolaylığına aldanarak hazır yiyeceklere fazla rağbet edilmemesi,
* Doğal ve taze gıdaların tercih edilmesi,
* Ambalajın arka kısmına bakılması ve "İçindekiler" kısmının mutlaka okunması,
10
* Katkı maddesi ne kadar çok ise yiyeceğin doğallığının o kadar az olacağının bilinmesi
gerekiyor.

Hormonlu Kazanç Uğruna

Gıdalarda hormon kullanımı, halk arasında en çok tartışılan konuların başında geliyor.
Rapora göre, Türkiye’de “domates, patlıcan, patates, kabak, üzüm,elma, kavun, buğday,
arpa, yulaf, çavdar ve çeltik”te hormon kullanılıyor. Hormon kullanımı ile ilgili pek çok rapor,
iddiaların aksine salatalık ve çilekte hormon kullanılmadığını söylüyor. Raporlara göre,
piliçte de hormon kullanılmıyor.

Tıp çevrelerindeki yaygın görüşe göre, hormonlu bitki ve etler, sürekli tüketildiğinde
vücuttaki hormon dengesini bozuyor. Vücudun bağışıklık sisteminin bozulması, şişme ve
yağlanma, hücrelerin zayıflayarak kanser hastalıklarına davetiye çıkarması gibi
kanıtlanmamış ancak ciddi şüphelere yol açan sonuçlar bulunuyor.
Rapora göre, domates çekirdeksiz ve içi vıcık vıcıksa, patlıcan içi süngerimsi ve
çekirdeksizse, kabak çekirdeksizse, biber aşırı büyük ve etliyse, çekirdek evi boş, etli kısmı
sertse, patates şekilsiz ve patates yumruları yapışıksa, içinde kararmalar varsa, karpuz
çekirdek yerleri boşsa hormonlu olduğu anlamına geliyor.

Hormonlu Besinler Tükettiğimizde Bu Hormonlara Ne Oluyor? Parçalanıp
Sindiriliyorlar mı Yoksa O Halde mi Emiliyorlar?

Hormonlu besinlerin bir kısmı protein yapılı hormonlar bir kısmı da steroid yapılı hormonları
içeriyor. Eğer yediğimiz besinlerde protein yapılı hormonlar varsa bunlar elbette protein
sindiriminin ilk başladığı yer olan midede sindiriliyor.

Fakat östrojen gibi, etinden
yararlanılan hayvanların hızlı ve iyi büyümesini sağlamak amacıyla kullanılan hormonlar
ince bağırsaktan emilebiliyor. Bu yüzden steroid hormonu içeren besinleri çok tüketmenin,
özellikle ergenlik dönemindeki çocukların gelişimi etkileyebildiği düşünülüyor. Çünkü
östrojen gibi hormonların vücuttaki seviyesi özellikle bu dönemlerde gelişim açısından
oldukça önemli.

Hormonun insan vücudunda kalıntı bıraktığı, sağlığı tehdit ettiği, kanseredavetiye çıkardığı
yönünde bilimsel bir bulgu olmasa da tüketici hormon konusunda tedirgin. Yeterli denetimin
yapılmadığına inanılıyor.

Denetim yapılsa da tüketici bu denetimlerin sonucu hakkında
sürekli olarak bilgilendirilmiyor. Bilginin olmadığı yerde de tüketici kuşku içinde kalıyor.
Tüketiciye yapılacak tek tavsiye, kış gıdalarını kışın, yaz gıdalarını yazın tüketmeleri...

HORMONLARIN BİTKİLER ÜZERİNE ETKİLERİ

Bitkilerde beslenme bozuklukları denilince, yaygın olarak akla mutlak gerekli bir elementin
yetersizliği neticesinde bitkinin büyüme ve gelişmesinde görülen duraklama, zayıflama gibi
olumsuzluklar gelmektedir. Oysa beslenme bozukluğu, herhangi bir besin elementinin
yetersizliğinden kaynaklanabildiği gibi, fazlalığından da kaynaklanabilmektedir. Besin
elementi olsun veya olmasın, herhangi bir mineral elementin, bitkinin yaşama ortamında belli
bir düzeyin üstünde bulunması bitkide ciddi zararlara neden olabilmektedir. Bununla birlikte,
bitkilerde beslenme bozuklukları, tarıma geçilmesiyle birlikte, öncelikle besin elementlerinin
noksanlıkları şeklinde ortaya çıkmıştır.

Halen de en yaygın beslenme bozuklukları, mineral
besin elementlerinin eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. Fakat gerek kültür bitkilerindeki
besin eksikliklerini gidermek ve çok ürün almak için kullanılan gübrelerin zaman zaman aşırı
miktarlarda kullanılması, gerekse endüstriyel veya tarımsal nedenlerle toprak , su ve
atmosferde kimi elementlerin miktarının doğal sınırların çok üzerine çıkması, o ortamda
yetişen bitkilerde bazı toksik etkiler yapmaktadır ki bunlar da, günümüzde çok da seyrek
olmayan bir sıklıkta görülen beslenme bozukluklarıdır.
11
Bitkilerde ortaya çıkan beslenme bozuklukları bitki gelişmesini geriletir, hatta kimi hallerde
gelişmeyi tamamen durdurarak bitkinin ölmesine neden olur. Bitki gelişmesinin gerilemesi,
verim kaybı veya az ürün anlamına gelir. Bu nedenle bitkilerde beslenme bozukluğu
olmaması için önceden önlem alınması, eğer herhangi bir nedenle bir beslenme bozukluğu
ortaya çıkmış ise bunun en hızlı bir şekilde giderilmesi, pratik tarımda verim açısından hayati
önem taşır. Beslenme bozuklukları sadece verimi düşürmekle kalmaz, aynı zamanda elde
edilen ürünün kalitesinin bozulmasına, bitkinin hastalıklara, soğuk ve susuzluğa
dayanıklılığının azalmasına neden olur. Yeterli ve dengeli bir şekilde beslenmeyen bir kültür
bitkisi, bakteriyel hastalıklara karşı çok daha hassastır. Hem hastalıklara azalttığı için besin
noksanlığı görülmesine yol açabilmektedir. Bütün bunlardan başka insanlar da yanlış kültürel
uygulamalar nedeniyle bitkide besin maddeleri noksanlığına sebep olabilmektedirler.
Örneğin; yanlış budamalar, yanlış toprak işlemesi, dengesiz ve aşırı gübrelemeler, aşırı
sulama gibi uygulamalar bitkilerde beslenme bozukluklarına sebep olabilir. Bu bozukluklar bir
veya birden çok elementin noksanlığı olabileceği gibi, fazlalığı da olabilir. Kitabın ileriki
bölümlerinde bitkilerde beslenme bozukluklarına neden olan çeşitli faktörler ayrıntılı bir
şekilde anlatılacaktır.
Bitkilerde bir beslenme bozukluğu olduğu zaman, çoğu defa bunu belli ederler. Gelişmede
yavaşlama, yapraklarda küçülme veya bazı şekil bozuklukları, sürgün sayısında azalma ve
sürgün boyunun kısalması, yapraklarda bazı renk değişiklikleri en belirgin beslenme
bozukluğu simptomlarıdır.

Özellikle yapraklarda görülen renk değişiklikleri, besin
elementlerinin cinsine göre tipik olduğundan, noksanlık veya fazlalığın sebebinin
anlaşılmasında oldukça yardımcı olur. Beslenme bozukluklarının, özellikle beslenme
noksanlıklarının hızlı bir şekilde teşhis edilmesi önemlidir.

Çünkü noksanlık sebebinin teşhis
edilmesi o noksanlığın giderilerek ürün kaybının önüne geçilmesi için şarttır. Yukarıdaki
paragraflarda açıklanmış olduğu gibi, noksanlık stresi ne kadar uzun sürerse, ürün kaybı da
o kadar fazla olacaktır. Noksanlığın teşhisinde, o besin elementinin noksanlığında ortaya
çıkan simptomların bilinerek tanınması oldukça önem taşır. Teşhiste bize kolaylık sağlayan
bir husus, belli bir besin elementine ait noksanlık simptomlarının, değişik bitkilerde birbirine
oldukça benzemesidir.

Bununla birlikte, bitkilerde görülen bir beslenme bozukluğunu, sadece
simptomlara bakarak kesin bir şekilde teşhis etmek her zaman mümkün olmayabilir. Her
şeyden önce böyle bir iş önemli derecede tecrübe kazanmış olmayı gerektirir. Çünkü
beslenme bozukluğunda bitkilerde ortaya çıkan arazlara benzeyen görüntüler yukarda kısaca
değinilen birçok sebepten ileri gelebileceği gibi, ayrıca faktör denilen birçok böcek, virüs
mantar ve bakteri zararları da benzer görüntüler yaratabilir. Bunun dışında kullanılan zirai
mücadele ilaçlan ve hormonlar da yüksek dozlarda kullanıldığında bitkilerde beslenme
bozukluklarına benzer arazlar yaratabilmektedir.

Bitkilerde büyüme en önemli fizyolojik olaylardan biridir. Ancak uzun yıllar bitkilerin büyüme
nedenleri hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamaktaydı. Büyüme fizyolojisi bilinmekle beraber bu
büyümeyi sağlayan maddelerin neler olduğu hakkında net bilgiler yoktu. Daha sonraları bitki
bünyesinde bazı büyümeyi teşvik eden maddelerin sentezlendiği tespit edildi ve bunlara
tıptan taklitle hormonlar ya da fitohormonlar denildi. Zamanla bitki bünyesinde sadece
büyümeyi teşvik eden maddelerin değil aynı zamanda büyümeyi engelleyen maddelerin de
sentezlendiği anlaşıldı .

Söz konusu maddeler bitkilerde çok düşük konsantrasyonlarda
bulunmakta ve bitkilerde önemli görevler üstlenmektedirler. Bu miktar dışarıdan ilave edilmek
suretiyle biraz artırılırsa enteresan neticeler alınmaktadır. Sonradan bu hormonlar çeşitli
yollarla üretildiler ve kullanıma sunuldular. Ayrıca yapıları bitkilerde bulunan doğal
hormonlara benzeyen sentetik düzenleyiciler üretildi ve hormon isminin elde edilen maddeleri
tam tanımlamamasından hareketle bunlara büyüme ve gelişme düzenleyiciler (BGD)
denmesi daha uygun bulundu.

Elde edilen maddelerin bir kısmı büyümeyi teşvik ederken
diğer bir kısmı da engellemektedir. Hatta aynı düzenleyici farklı zaman ve
konsantrasyonlarda uygulanırsa farklı sonuçlar elde edilebilmektedir. Örneğin bir oksin olan
Naftalen asetic acid (NAA) çiçeklenme sonrasında elmanın kimyasal seyreltilmesi amacıyla
kullanılırken daha sonraki mevsimlerde ise aynı bitkinin hasat öncesi meyve dökülmesini
önlemek amacıyla kullanılabilmektedir. Bu sebeple BGD’ lerin kullanılmasında istenilen
netice alınması için uygulama zamanının ve konsantrasyonlarının iyi ayarlanması gerekir .

Bir diğer yönden düşük konsantrasyonlarda büyümeyi artırabilen bir BGD konsantrasyon
artırıldıkça büyümeyi engelleyebilmektedir.

Bitkisel üretim insanların temel uğraşlarından birisi olagelmiştir. Çayır-mera, tarla, bahçe ve
süsü bitkileri ile orman ağaçları ana bitkisel üretim dallarıdır. İnsanların gıda, giyim, yapı
malzemesi, yakacak ve estetik gereksinmelerini karşıladıkları canlı malzemelerdir.
Bitkisel üretim; insanların gereksinmeleri için seçilmiş tek tek yada toplu haldeki bitkilerin
devamlılığını sağlamak ve sürekli yararlanmayı amaçlayan, kontrollü bitki gelişimi olarak
tanımlanabilir.

Bitkilerin üretilip yetiştirilmeleri ve kullanımları özel bilgi, deneyim ve teknik gerektiren
uğraşlar dizisidir. Bitkilerin çok değişik fiziksel ve genetik özelliklere sahip olmaları; çok
değişik ortam ve çevre koşullarına gerek duymaları; üreme ve gelişmelerinin çok farklı tipte
olması, üretimlerinde de çok farklı yöntem ve tekniklerin kullanılmasını zorunlu ve yerine göre
değişebilir duruma getirmiştir.

Bitkilerin istenilen miktarlarda ve kolaylıkla üretilip yetiştirilebilmesi ancak bu yöntemlerin ve
uygulanacak tekniklerin bilinmesi ile olanaklıdır. Bitki üretimi; iki temel üretim tipinin farklı
modifikasyonlarında uygulanan yöntem ve tekniklerin araştırılıp geliştirilmesi ve bölgesel
koşullara göre adaptasyon çalışmalarının yapılması ile kitlesel nitelik kazanabilir.

HORMONLU GIDALAR NASIL ANLAŞILIR?

Tarımsal ürünlerin çabuk büyümesi için bilinçsizce kullanılan hormonlu ilaçlar,meyve ve
sebzelerin şekillerinde ve tadında bozukluklara yol açıyor.Kanserojen yapıcı etkiye sahip
olan bu ürünleri doğal olanlarından ayırmak için dış görünüşüne bakmak yeterlidir.Üretimde
büyümeyi artırıcı hormonların gerek hayvansal ürünlerde gerekse bitkisel ürünlerde kullanımı
gittikçe yaygınlaşıyor.

Başlangıçta seralarda10 derece sıcaklık altındaki ürünlerde döllenmeyi
sağlayan ilaçların hızlı büyümeyi sağlayıcı etkisi çiftçiler tarafından keşfedilince kullanımı
özellikle bahçe bitkilerinde artış gösterdi.

Domates: Domates kesildiğinde içi fazlaca boşsa,meyvenin ucunda sivri memeler varsa
hormonludur.

Salatalık: Şekilsiz,bir ucu kalın bir ucu ince ve yan yana yapışık meyvelere dikkat etmeliyiz.

Biber: Aşırı büyük ne etli bir görünüme sahiptir.Çekirdek evi boştur.

Patlıcan:Şekli bozuktur.Kenarında şişlikler görülür.Yan yana yapışktır.
Patates:Şekilsiz ve yumruları birbirine yapışıktır.
Çilek:Aşırı büyük,çift yapışık ve içleri boştur.

Karpuz:Hormonlu karpuzların çekirdek evleri boştur.Yendiği zaman nişasta kokusu verir.
Hormonlu yiyecekler cildi bozar ve sivilce yapar.Seralarda yetişen sebze ve meyveler
hormonlarla, sentetik madde büyütülür ve haşerelere karşı ilaçlama yapılır.

Yazın yediğimiz üzüm,şeftali ve kirazda bol miktarda hormon vardır.Üzümlerin çekirdeksiz
oluşu hormondan kaynaklıdır.Şeftali çok büyük ve içi kof görünüyorsa hormonlu olduğunda
şüphelenebiliriz. Kiraz çok kırmızı ve büyük bir görüntüye sahipse hormonludur.
Bitkilere uygulanan hormonlar genellikle giberellin ve değişik oksinlerdir.
Hormonlar besinlere püskürtülerek, besini bir tabak hormon sıvısının içine koyularak
uygulanabilir.

Yazın yediğimiz çekirdeksiz üzümün tümü hormonludur. Çekirdeksiz oluşundan bile besinin
hormonlu olduğunu anlayabiliriz. Yine yazın yenilen tüysüz şeftali de hormonludur. Bu da
tüysüz oluşundan anlayabiliriz.

Kısacası bir besinin görünüşüne bakarak besinin hormonlu olup olmadığını anlayabiliriz.
Hormonlu besini anlamak için araştırmacı olmak yeterlidir.

HORMONLARIN UYGULANMASI

Bitki gelişim düzenleyicileri olarak da bilinen hormonların aşırı dozlarda kullanımı o kadar
kötü izlenimler bırakmış ki; bugün herhangi bir tohum veya meyvenin oldukça iri bir örneğiyle
karşılaşıldığında, bunun bir genetik özellik yani bir çeşit farklılığı olabileceği bile
düşünülmeden hemen hormonlu damgası yemesine yetiyor.

Kışın seralarda sebze
yetiştirmenin ortaya çıkardığı yetişme zorluklarını, hormonların gelişme arttırıcı, döllenmeyi
sağlayıcı ve yaprakları döküp olgunlaşmayı erkene çekme etkileri gibi özelliklerinden
yararlanarak aşma kolaylığı, giderek artan dozlarda ve bilinçsizce kullanıldığı iddialarıyla,
hormon kelimesinden öcüler yaratmış durumdadır.

Hormonları uygulamanın birçok yöntemi vardır. Evimizde çiçekleri sulamak için kullandığımız
püskürtme aletinin içine su yerine hormon çözeltisi koyarız. Ve besine bunu püskürtürüz.
Başka bir yöntemde kabın içine hormon çözeltisi koyarız. Besini kabın içindeki hormon
çözeltisine batırırız. Hormon toz halde de olabilir. Tekrar kabın içine hormon koyarız ama bu
sefer toz olarak. Besini bu toza batırırız. Besinlere uygulanan hormonlar çoğunlukla öksinler ve

giberellinlerdir.

Giberellinler

Japonlar, “sersem-fide hastalığı” olarak adlandırdıkları bir pirinç hastalığı ile çok uzun süre
önce tanışmışlardır. Hastalanan bitkilerin boyları olağan üstü uzayarak kendi ağırlıklarını
taşıyamaz hale gelmektedir. 1926’da, bir Japon botanikçi olan E. Kurosawa, Gibberella fujikuroi isimli
bir mantar tarafından enfekte edilen tüm bitkilerin bu hastalığa yakalandığını bulmuştur.
Araştırıcı, mantarın sağlıklı fidelere geçmesi halinde, hızlı gövde büyümesi şeklinde beliren
tipik hastalık belitisinin ortaya çıktığını bulmuştur. Kurosawa, mantardan elde ettiği özütü ve
hatta içinde mantarın yetiştiği ortamdan elde ettiği özütü kullanarak benzer semptomları
oluşturabilmiştir.

Bazı kimyasalların hastalıkla ilgili olduğu açıktı.
Bu hastalık üzerinde çalışan bazı Japon bilim adamları, şu an giberellin olarak bilinen ve pirinç
bitkilerine uygulandığında tipik hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olan bir maddeyi
gibberella isimli mantardan izole etmeyi ve kristalleştirmeyi başardılar. Fungustan gelen giberellin,
belirgin bir biçimde etkilenen bölgede konukçu bitkinin hızlı büyümesini teşvik etmektedir.
Cüce bitkiler, birçok aktif giberellin formunun oluşumuna katılan son enzime sahip değildir.
Dıştan giberellin uygulaması, bu eksikliği ortadan kaldırarak, bitkilerin normal büyümelerini
sağlamaktadır.

Hem giberellinin hem öksinin, gövde uzamasını teşvik etmelerine karşın, bitki
büyümesinin düzenlenmesinde, biri diğerinin yerini alamaz. Bunun nedenlerinden biri bitkini
bu iki hormona en duyarlı olduğu büyüme evrelerinin çoğunlukla farklı olmasıdır. Giberellinlerle
ilgili testler, doğal giberellin içerikleri çok düşük olan cüce bitkilerde (cüce mısır, bezelye)
büyümeyi teşvik etme yetkinliklerine dayanır.

Giberellinler, gövde uzamasının yanı sıra, bir dizi gelişim süreçlerinde de rol oynarlar. Bu
hormonlar (1) sıklıkla tohum ve tomurcuk dormansisini kırabilirler; (2) tohumlarda depo
nişastalarını hidrolodize eden bir enzimin oluşumunu teşvik ederler; (3) bazı iki yıllıklar da
büyümenin birinci yılında çiçeklenmeyi teşvik edebilirler; (4) yazın çiçeklenen bazı bitkilerin

“çiçek tomurcuğu” ve böylece ilkbaharda bir çiçek durumu oluşturmalarını yada normal olarak
onlar için çiçeklenmede gün uzunluğu çok kısa olduğunda çiçeklerin dökülmesini ve (5) bazı
türlerde meyve bağlanmasını teşvik edebilirler.

Öksinler

Tümüne birden öksin denen, çok çalışılmış bir grup bitki hormonu, farklı bitki dokularının
büyümesi üzerinde şaşırtıcı çeşitliliklerde etkiler gösterir. Bitkiler, esas olarak hem apikal
meristemin bulunduğu bölgelerde gerçekleşen hücre bölünmesi ile hem de özellikle gövde
dokusunda, daha önceden mevcut hücrelerin uzaması ve genişlemesiyle büyürler. Daha
önce değindiğimiz gibi öksinler hücre uzamasını başlatırlar. Öksinler yaralanmamış bitkilere
uyguladıklarında, uzama üzerinde hemen hemen hiçbir etki göstermezler.

Engelleyiciler

Öksinler ve gibberelinlerinkinin tam tersi etkilere sahiplerdir. Engelleyiciler; sonbaharda bazı
tomurcukların ve tohumların etkinliklerini durdurarak, tohumcukların ve tohumların ölme
risklerinin bulunduğu mevsimde ortaya çıkabilecek olan birkaç günlük sıcak bir dönemde,
onların büyümeye başlamalarını önlerler.

Tohumların çimlenebilmesinden önce,
engelleyicilerin suyla yıkama gerekliliği, bazı çöl bitkilerinde önemli bir evrimsel uyum oluştur.
Bilinen en önemli engelleyici absisik asit hormonudur. Bu hormon yalnızca tomurcuklarda ve
tohumlarda dormonsiyi teşvik etmekle kalmayıp, aktif olarak büyüyen sürgünlere
uygulandığında bitkiyi kış yaşamına hazırlayan bir dizi diğer karmaşık ilişkiyi de teşvik eder.
Öğrendiklerimizi deneyler yaparak gözlemledik.

Bu yazıda "biyoloji proje ödevi, Hormon Kullanımının Çevreye Zararları, Hormon Nedir?, hormonun zararları nelerdir?" soruları cevaplandı...

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

Anket

ASDEP Projesinde Görev Yapmaya En Uygun Bölüm Sizce Hangisi: